13 Ağustos 2010 Cuma

Koku.. ( Beşinci Bölüm )

Mısır Çarşısı dönüşünde daldığım hülyalar ve burnumdan gitmek bilmeyen baharat kokusu...Kalabalığın sesiyle uğulduyordu kulaklarım. Bindiğimiz vapurda oyuncak balığımı suya düşürmüştüm. Kırmızı küçük oyuncak balığım suyun derinliklerine inerken ardından baka kalmıştım...
Büyük dayım bizi Şile'ye götürmek için arabasıyla evimize gelmişti. Bahçesinde nefis ekşi elmaların olduğu her zaman gittiğimiz otele giderken yine miğdem bulanıcaktı. Olsun du! Uzun ve dolambaçlı yolun sonunda kaplumbağalar, kurbağalar ve bir sürü kum ve dahası yeşil sulu elmalar beni bekliyordu.
Yol yılan gibi kıvrıla kıvrıla uzuyordu. Betim benzim atmış iyice fenalaşmıştım... Arabanın kendine has o kokusu beni mahvediyordu, bir de virajları dönerken bir oyana bir buyana savrulmak yok mu? Tam bir eziyet! Uzun ve mecburen bol molalı yolculuk sonunda Nihayet otele gelmiştik. Ayakta duracak halim olmadığı için küçücük bedenim annemin kollarında sımsıkı ve güvenle tutuluyordu. Annemin omzunun üzerinde belli belirsiz hayalle karrışık içeri girdiğimizi hatırlıyorum. Uyandığımda abim çoktan denize gitmişti. Annem yemem için dil döktüyse de içim hala bulanıyordu. İsteksiz halde aşağı indiğimde Kocaman elma ağacını gördüm. Ağacın dalları yemyeşil elmalarla doluydu. Şimdiden ağzımın suları akmıştı. Tadı kimbilir nasıl güzeldir?
Otel sahibi elmaları koparmamıza yine izinvermeyecekti. Bu sefer de ilaçladık bahanesini bulmuştu. Ama ne yapıp edip o elmaları yiyecektim...

Denize gittiğimizde rengarenk puantiyeleri olan mayomu giydirdi annem. suya girmekten çok korktuğum için kovalarımla dalgaların bana değmediği yerde gönlümce oynamaya başlamıştım. Dayım anneme denize girelim demişti. Annem 'haydi güzel kızım sen de gel' diye elimi tutmuştu. Ben ne yapayım denizi burda çok rahatım ki...
Dayım nazlanmama dayanamayıp kucakladığı gibi koşarak denize götürdü beni. Okadar çok korkmuştum ki... Ağcımı açtp anneme seslenmeye çalıştıkça kötü tatlı su ağzıma bunuma doluyordu. Ağlasamda durum değişmiyordu. Suyun içinde balıklar vardı. Çok korkmuştum.O esnada dayımı nasıl tırmaladıysam İstanbul'a dönüşte Ülkan yengem o tırmık izlerini benim yaptığıma bir türlü inanmadıından dayımla boşanmayla sonuçlanan büyük bir tartışma yaşamışlardı.

Sonraki günler bana kimse ilişmedi. Kıyıda kumlarla oynayıp kendi kendime eğlnmeme devam etmiştim. Otelin bahçesindeki elmaları artık yemem lazımdı. Oteldeki büyük çocuklara elmaları gösterip istediğimi söyledim. Büyük çocuklardan biri ağaca çıkıp tişörtünün eteğini elmalarla doldurmuştu. Aşağı indiğinde istediğim elmaya kavuşmuş olmanın verdiği huzurla elmadan kocaman bir ısırık alıp çiğnemeye başladığımda ağzıma yayılan nefis tadı ve o muhteşem kışkırtıcı kokusu damağıma sinmişti...

Eski tahta köprüden geçerek bakkla gidilen yol benim için tüm çok önemliydi. Köprünün altında akan derenin kenarı kaplumbağa kaynıyordu. Keşke birisini sevebilsem diyerek köprünün tahtaları arasından kafamı geçirip aşağıyı seyre daldım. Annem seslenmese orada belki yüzlerce yıl onları seyredebilrdim. O kadar güzellerdi ki.. Aralarında minnacık olnaları bile vardı. Cebime koysam sığardı öyle küçüktü..

Eve dönmek üzere otelden ayrıldığımızda çok sevdiğim sıcak kumları ve kaplumbağaları özlemeye başlamıştım bile. Kurbağaların sesleri adını bilmediğim bir sürü böcek artık geride kalmıştı..

Yine geliriz dimi anne?