18 Temmuz 2010 Pazar

Koku.. ( Dördüncü Bölüm )

Anneanem ve babanemin bahçesine gitmediğim zamanların dışında genelde evdeydim. Evi eğlenceli hale getirmek için balkondan kuşlara bakmak yada çekirdek yemenin dışında yaptığım şeylerde vardı, mesela suyla oynamak gibi... En sevdiğim oyuncaklarımı leğende yüzdürür üstüm başım lök gibi ıslanana dek oynadım. Kimi zaman gemiler yüzdürürdüm kocaman dalgaların arasında, kimi zaman da saçları suda parlayan bebeğim deniz kızı olurdu... Hayalimde tüm oyuncaklar canlanırdı. Bazen duvardaki kabarmış boyayı kaldırınca bambaşka dünyaların kapısını aralardım. Duvardaki çatalağa gözümü dayayıp arkasında ne vardiye baktığımda hayaller üklesinde her gün yeni heycanlar tadardım.
Yalnız bir çocuk için hayat hiç de fena geçmiyordu...

Güzner birbirini kovalarken ellerim yanaklarımda tabure üzerine çıkmış halde balkondan etrafı seyrediyordum. Evimizin arka balkonu yandaki kıraathanenin bahçesine bakıyordu. Kocamn kocaman kel kel adamlar taşlarla oynadığı oyunda çok eğleniyordu. Yine öğle uykusu vakti gelmişti ve bahçede eğlenen o adamların çıkardığı gürültü beni deli ediyordu. Gözlerimi kapayıp uyuyor numarası yaptım. Annem uyuduumu zannedip gider girmez balkona çıkıp adamların kafasına mandal, takunye ne bulduysam attım.
Atarken avazım çıktığı kadar bağırıyor adamlara da kızıyordum. Cır cır çıkan sesime gelip beni o halde gören annem, yaptığımın yalnış olduğunu söylerken gülmeden edemiyordu.

Çok güzel olmalıyım çünkü atta ya gidicekmişiz...
O yakışmış mı bu güzelmi derken aynanın karşısında çok zaman harcamış ve hala giyinmemiştim. Saçlarımı tarayıp tokamı taktığımda annem çoktan hazırlanmıştı bile. Kırmızı kutudaki parfümden sıkması için anneme en cici en tatlı halde gülümseyip kollarımı kaldırdım... Misler gibi kokuyordum. Burnu açık kırmızı ayakkabılarımıda giydim mi tamam olacaktı. Çünkü ayakkabının ucundan Necla Ablamın ayak tırnaklarıma sürdüğü kırmızı ojeler görünücekti. Üzerime içinde minik mavi gemilerin olduğu elbisemi de giymiştim. Annemin elinden tutarak merdivenleri innerken Şerife Hanım Teyze anneme bişeyler alması için sipariş veriyordu. Kapının girişinde annemi beklerken kos kocaman bir örümcekle göz göze geldim. Tam merdivenlere çıkacakken neyseki annem geldi. Annemin etğinin altına saklana saklana kapının köşesinden tavana doğru ağ yapmış örümcekten kaçarak dışarı çıktım. Annem bile korkmuştu örümcek gerçekten kocamandı...
Zaten o örümcek beni daha önce de elimden ısırmıştı. Şükran Teyzelerin kapısının önünde oynarken bodrum kapağının altında parlak bişey görmüştüm. Misket parlıyor sanıp elimi taşın arasına sokunca elimi ısırmış sonrada kıllı kocaman bacaklarıyla beni korkutmak için yerinden çıkmıştı. İşte bu örümcek oydu ve beni tekrar ısırmak için gelmişti. Belki de beni bu sefer yiycekti?
Ezcacı Alev Abla elime ilaç sürmüştü ama ogün elim çok kötü şişmişti. Anneme örümcekten çok korktuğumu bildiği için onu öldürmesi için kapıcı Saadet Teyzeye rica edeceğini söyledi.
Ya örümcek Saadet Teyzeyi de yerse?

Annemle üzerinde kocaman leylek olan bankaya gitmişik. Bu bankaya her gittiğimizde göbekli adam annemi kızdırıp üzüyordu. Keşke bugün annemi üzmeseler. Vitrinde kocaman leylekler var bana verirler belki?
Babam bize para göndermişti ve yine o adam vermiyordu. Annem Bankadaki göbekli adama öyle bir kızdı öyle bir kızdı ki... Annemiüzüyorlar diye bende ağlayınca elimden tutan bi abla bana gözümün kaldığı leyleklerden verdi. Ağlamayı hemen kesmiştim bundan da ver diye kumbaryı gösterip pazarlığa başlamıştım. Bankada ne var ne yoksa önüme yığmışlardı. Bi sürü oyuncağım olmuştu yaşasın !

Paramız başka bir para olduğu için banka bize paramızı altı aydır vermiyormuş. Yabancı para yasakmış. Ama babamın başka parası yok ki? Bankacı anneme üzerinde saçları kuaförde yapılmış gibi duran bir adamın paralarından bi çanta dolusu verdiğnde annem bir daha sizinle çalışmayacağım demişti. Bankadaki koca göbekli adam korkmuştu...

Dim dk merdivenlerden çıkarken nefis kokular beni çağırıyordu. Annem karnımızı doyurmak için bazen bizi buraya getiridi. Abim yemeklere öyle bi dalardı ki; göbeği top yutmuş gibi olurdu. Bugün abim yoktu, annemle beraberdik. Annem; birazdan paramızı bozdurmaya Eminönüye gidicez diyince sevinçten yerimde zıp zıp zıplamıştım.
Eminönüyü çok seviyordum.
-Kuşlu Camiye gidip kuşlara yem atar mıyız?
-Atarız kuzum.
-Kuş pazarına gidip kuş sever miyiz anneciğim?
-Severiz yavrum..

Ne su, ne de aptal saptal oyuncaklar, hiç bir şey istemiyordum. Gitmeyi en çok istediğim yere gidiyorduk daha ne olsun ki? Kuşları sevip, köpeklere bakabilecektim. Annem eve çiçek alıcaktı. Lokum satan adamlar biz lokum alırken bana lokum vericekti...

Eve geldiğimizde kuşların boncuk gibi bakan güzel gözlerinden başka bişey düşünemiyordum. Her şey çok güzeldi çünkü hayatım lokum satılan kocaman çarşıdaki kadar güzel kokuyordu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder